Üstün Potansiyelli Çocuklar

                              ÜSTÜN POTANSİYELLİ ÇOCUKLARI TANIMAK VE ANLAMAK

                                                            (Farklı Bir Bakış)

 

Zeka Nedir? Yetenek Nedir?

Çocuğun “ üstün” ya da “özel yetenekli” olduğu nasıl anlaşılır?

Üstün Zekalı Çocuk, Üstün Yetenekli ve Üstün potansiyelli çocukların eğitimleri nasıl olmalıdır?

Farklılıkları göz ardı edilerek kronolojik yaşıtlarıyla birlikte mi eğitim almalılar?

Yoksa üstün-özel ve önde gelişen yeteneklerini açığa çıkartabilecekleri farklılaştırılmış, zenginleştirilmiş bireysel ve grup eğitimlerine mi tabi tutulmalılar? Soruları çoğaltmak mümkün.

Bu sorulara farklı ancak ulaşılabilir çok çeşitli  cevaplar bulunabileceği kanaatindeyim. Kavramlar değişse de, algı ve kavrama düzeyleri yüksek, sanatta, sporda, müzikte ve kişiler arası ilişkilerde ortaya koyduğu başarılarla gelişimi itibariyle akranlarından pozitif yönde ayrışan bu çocuklar ister “Üstün Potansiyelli”, ister “Üstün Zekalı” ,ister “Üstün Yetenekli” ve isterse de “Özel Yetenekli” diye adlandırılsınlar aslında benzer  grup çocuklar tanımlanmış oluyor. Ben yazımda bu çocukların tamamını kapsayacağını düşünerek gelişimsel olarak “Pozitif Yönde Farklılaşan Çocuklar(PYFÇ)" kavramını da  kullanmayı tercih edeceğim.

Zeka; Geçmişten günümüze çok farklı şekillerde tanımlansa da ünlü eğitim Psikologu E.Thorndike (1927) zekayı, alışılan durumlar dışındaki yeni durumlarla baş edebilme gücü  şeklinde tanımlayarak farklı durumlarla baş etmede etkin olan "Soyut Zeka", "Sosyal Zeka" ve "Mekanik Zeka" olmak üzere üç parçalı bir zekadan söz etmiştir.

Psikolojik ölçme araçları üzerinde önemli çalışmalara imza atan  Thurstone ise zekayı çok boyutlu bir yapı olarak ele almış ve  “sözel, sayısal, muhakeme, bellek, mekânsal algı ve mekanik beceriler”  gibi  zihinsel yetenekleri kapsayan bir zeka kavramından söz etmiştir.

1980’li yıllarda H. Gardner zekayı “Çoklu Zeka Teorisi”  çerçevesinde yine geliştirilebilir çok parçalı bir yapı üzerinden tanımlamıştır.

Tüm bunlardan da anlaşılıyor ki “zeka”, bir çok zihinsel yeteneği içinde barındıran daha kapsayıcı ve çok boyutlu  bir kavramdır. Yetenek ise çocuğun daha spesifik bir alanda/alanlarda gösterdiği bir şeyleri yapabilme/başarabilme gücü, kabiliyettir.

Bugün geçerliği güvenirliği Tübitak Destekli Proje kapsamında 2012 yılında tamamlanan WISC IV / WÇZÖ IV   (6 yaş sonrası çocuklar için)  ile yapılan ölçümlerde 10 ana yetenekten söz etmek ve bunun oluşturduğu bütünü de “Zeka Düzeyi” diye tanımlamak mümkün olmaktadır.

Toplumların sahip olduğu en doğal ve değerli sermaye insan gücüdür. Ülkelerin kalkınmasında, geleceğin insanlık yararına şekillendirilmesinde  “üstün zekalı ya da üstün yetenekli yani pozitif yönde farklılaşan” bireylerin farklı bakış açılarının ve sorun çözme stratejilerinin şüphesiz ki rolü büyüktür. Ancak bu doğal sermayenin verimli bir şekilde değerlendirilmesi bir çok faktöre bağlı olsa da önceliği bu çocukların erken yaştan itibaren tespit ve tanılanmasının  aldığını düşünüyorum. Bize ihtiyaç duydukları hayatın erken yıllarında onları ne kadar erken ve doğru tanıyabilirsek gelişimsel (özellikle sosyal-duygusal) ihtiyaçlarını  o kadar doğru şekilde giderebilir ve geleceğe ışık tutma şanslarını korumuş oluruz.

 

Yolu bu çocuklarla 13 yıl öncesinde kesişen bir psikolog olarak tanımlara takılmaktansa  sahada gördüğüm, bireysel çalışmalarda gözlemlediğim  bu çocukların davranışlarının ve duygularının anlamını anlayarak ,bu davranışların bazen sesli bazen  ise sessiz dilinin sesi olarak başta anne babalara ve sonra da duymak isteyen herkese  anlatmayı kendime görev saymaktayım.

Bu çocuklar ister bir takım testlerle tanılansın ister tanılanmasın gelişimde gösterdikleri farklılıklarla kendilerini  belli etmektedirler. Bir çok ebeveynin çocuğun doğumu itibariyle farklı bir çocuk olduğunu, bebeksi bakış yerine anlamlı bakışlarla baktığını, gelişimin bir çok alanında akranlarından önde gelişim gösterdiğini, ilk adımını atıp düşmeyeceğinden emin olduktan sonra tam yürümeye geçtiğini hatta “evde  üç yetişkin” gibiydik dediklerine sıklıkla tanık olmuşumdur.

Fiziksel, zihinsel, dil gelişimi, sosyal duygusal gelişim gibi gelişimin bir çok alanında ve de beceri kazanmada sıklıkla akranlarından pozitif yönde ayrıştıkları görülür. Ebeveynlerin kendilik algısı, dünya görüşü, çocuğun ihtiyacının farkında olabilme ve de karşılaşacağı yeni durumla baş edebilme potansiyeli gibi durumlar pozitif yönde farklılaşma gösteren  çocuğun tespit ve tanı alma sürecini etkileyen bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Çocuğun tek çocuk olması, ebeveynin çocuğu mukayese edebileceği başka çocukların olmaması ve ebeveynin kendi standartlarının yüksek oluşu gibi bazı durumlar da PYFÇ olan çocuğun gelişiminin “normal” olarak algılanmasına, gelişimdeki pozitif  ayrışmanın fark edilmesinin gecikmesine yol açabilmektedir.  3 yaşında mükemmel denilebilecek   kadar düzgün konuşabilen, avukat olan annesine “sanırım müvekkilin arıyor” diyebilen bir çocuğu aile yaz tatiline birlikte çıktığı arkadaşının çocuğunu gördükten sonra  daha iyi anlayıp, arkadaş, komşu  önerisi ile tanılama sürecine yönelebiliyorlar.

Toplumun önemli bir kesiminde “üstün zekalı ya da üstün yetenekli” bir çocuğa sahip olmak anne babayı gururlandırsa da bir grup anne baba içinse  bu  durumunun netleşmesi , anne babaya yüklenen sorumluluk, yeni durumun bilinmezleri, nasıl baş edeceğini bilememe, tespit sonrası yapılabileceklerin sınırlılığı gibi  nedenlerden dolayı çocuğun bu durumunu görmezden gelme eğilimi olarak ortaya çıkmaktadır.

Eğer çocuk eğitim ortamlarında başarılı ve de davranışsal uyumu da olumlu ise bu çocukların tanı almadan hayatlarını sürdürme ihtimalleri yüksektir. Çünkü ebeveyni/öğretmeni harekete geçiren itici güç  algı ve kavrama düzeyi yüksek olmasına rağmen dersi dinlememesi, ilgi ve merakının farklı şeylere yönelmesi, hassas bir adalet anlayışı( ki bazen sorunlara yol açmaktadır) kimi zaman akran ilişkilerinde sorunlar yaşaması gibi bir çok nedendir. Bu durum da “üstün çocuk problemli olur” mitinin yeşermesine neden olmaktadır.

Oysa davranışsal uyumu yüksek pozitif yönden farklı gelişim gösteren bir grup çocuğun kendinden ödün verme pahasına bulunduğu ortama uyum sağladığı, kendinden istenen kadarını verdiği ve dış otoriteyi zorlamadığı görülür. 3.5 yaşında okumayı öğrenmesine rağmen 5 yaşında  okul öncesi eğitime başladığında bildiğini gizleyen sadece öğretmenin verdiği kadarını söyleyen kız öğrenci hem aileyi hem öğretmeni şaşırtabilir. Eğitime başladıktan bir ay sonra öğretmen, aileye “kızınız okumayı öğrendi” diye heyecanla koşarken, anne hayretler içinde 3.5 yaştan itibaren zaten okuyordu diyerek öğretmeni şaşırtabilir. Anne akşam okuduğunu öğretmenine neden göstermediğini sorduğunda  çocuğun cevabı çok manidardır; “ ama anne herkes öyle yapıyordu, ben de arkadaşlarım gibi yaptım” der. Bu cevap gelişimine uygun eğitim almayan kim bilir kaç tane  “üstün/özel/pozitif yönde gelişim” gösteren çocuğu göz ardı etmemize, kendi potansiyelinin altında gelişim göstermesine yol açtığımıza iyi bir örnek olsa gerek.

Doğan her çocuk bir çok ortak özellik taşısa da aslında her çocuk biriciktir, parmak izinden, göz retinasına kadar.

A. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre her insanın temelde fizyolojik, güvenlik, sevgi-saygı, ait olma ve kendini gerçekleştirme gibi ihtiyaçları vardır ve bunların karşılanması gerekir. Pozitif yönde farklılaşan ya da normal gelişim gösteren çocukların tabandaki temel  ihtiyaçlarının  karşılanması sıklıkla mümkün olmakta, ancak üst basamaklardaki ihtiyaçlarının fark edilmemesi ya da doyurulmaması “Pozitif Yönde Farklılaşan Çocukların” psikolojik-duygusal sorunlar yaşamalarına yol açmaktadır.

 

İnsanoğlunun uyumlu davranışı ötekinin kendisini anlaması ile yakından ilgilidir. Yeni doğan ve normal gelişim gösteren bir bebeği düşünelim, karnı acıktığı için ağlıyor ,altı kirlendiği için ya da gazı geldiği için ağlıyor. Anne(bakım veren) bebeğin bu mesajlarını, ağlamasını doğru yorumlamadığında karnı acıkan bebeği, doyurmak yerine oyuncakla meşgul etmeye çalıştığında büyük ihtimalle bebek ağlamaya devam edecektir. Çünkü  doğru anlaşılmadığı için ihtiyacı giderilememiş ve sorun da devam etmiştir. İşte pozitif yönde farklılaşan ve gelişim gösteren bu çocukların  önce ebeveynler sonra çevresindeki herkes tarafından doğru anlaşılması doyumlu ilişki kurulmasının ilk adımıdır. Zira ihtiyaçları doğru anlaşılmayan çocuğun  doğru yöntemler kullanılarak ihtiyaçlarının giderilmesi zordur. Bu durum da  anlaşılmadığını bile anlayamayan çocuğun ilk öfkesini etrafa yansıtmasına yol açar(çünkü karşısındakini de kendisi gibi görme eğilimi belirgindir).

İster anne babanın, ister eğitimcilerin ve isterse toplumu oluşturan her bireyin algı ve kapasitesi yüksek, gelişimsel özellikleriyle akranlarından pozitif yönde ayrışan bu çocukları(her çocuğu kendi gelişim düzeyinde) anlama yükümlülüğü var diye düşünüyorum. Çocuğun tanılanması ya da tanılanmaması var olan durumu değiştirmiyor tanı almamış olması sorumluluk sahibi kişilerin sadece bu duvarın arkasına gizlenmesine yol açıyor. 

3. Sınıfa kadar geldiği halde farklı nedenlerden dolayı öğrenme zorluğu olan(yavaş öğrenen) bir öğrenci için sorunun kaynağını belirleyip duruma uygun çözüm üretmek ne kadar elzemse , 4 yaşında 2. Sınıf düzeyinde okuyan bir öğrenci için de öğrenme arzu ve motivasyonunu besleyici çözüm arayışlarına yönelmek o kadar elzemdir. Böyle bir çocuk için bir şey yapılmadığında bildiğinin rutin tekrarı karşısında çocuk kendi kendine çıkış yolları bulmaya(resim çizmeye, başka şeylerle ilgilenmeye) yönelmektedir.  1. Gruptaki öğrenciler yavaş öğrendikleri için,2. Gruptakiler ise hızlı öğrendikleri için zorluk yaşıyorlar. 2. gruptaki öğrencilerin yüksek muhakeme düzeyleri, sebep sonuç ilişkisini detaylı kurabilme , olaylara farklı yaklaşım biçimleri ve de kendilerine yönelik eleştirel bakış açısı gibi  sebepler daha derin sorgulamalara ve duygusal sorunlar yaşamalarına yol açabilmektedir.

Çocuğun her yaşta (fiziksel-sosyal-duygusal vb)  ihtiyaçlarının fark edilmesi ve giderilmesi, sağlıklı bir gelişimin temel basamağını oluşturur. Öz güven duygusunun inşaasında başarmanın yeri büyüktür. Algı ve kapasitesi yüksek olmasına rağmen okulda öğretmeni tarafından yeterince anlaşılmayan, öğrenme düzeyine uygun ilerlemesine izin verilmeyen, farklı aktivitelerle derse dahil edilemeyen bu tür çocuklar bir süre sonra okula isteksiz gitmekte ve  olumsuz bir tutum geliştirebilmektedirler.

Üstün Zekalı/Özel Yetenekli” çocukların ön tanı ve  tespitinde anne babanın iyi bir gözlemci olması akranlarından farklılaşan  özelliklerinin erken fark edilmesini sağlayabilir.

 Temel olarak gözlenen özellikleri; yüksek algılama ve kavrama düzeyi, üç boyutlu düşünebilme, sayısal algı ve güçlü işlem yapabilme  becerisi, erken dil gelişimi, gözlemci bakış açısı, temkinli tutum, duygusal farkındalık, empati yeteneği, güçlü hafıza, göze çarpan özellikler olarak sayılabilir. Ancak tüm bu özelliklerin hepsi bir arada olmayabilir ve çocuğun yetenekleri farklılaşarak ayrışmış, belirginleşmiş olabilir.

 

Üstün Potansiyelli (Üstün Zekalı, Üstün Yetenekli, Pozitif Yönde Farklılaşan) Çocukların Eğitimleri Nasıl Olmalıdır?

Bu soruya verilebilecek en kısa yanıt; “ onların ihtiyaçlarına paralel olmalıdır”.

Peki özel eğitim ihtiyaçlarının olup olmadığı ve ne tür ihtiyaçları olduğu nasıl belirlenir?

Dahil  olduğu eğitim sürecinde karşılaşılan zorluklar, çocuğun dersi basit ,bazen de sıkıcı bulması, verilenin üstünü istemesi, öğretmeninin “dinlemiyor ama öğreniyor, sınıfın en iyilerinden” tarzında kurduğu cümleler ve ben bunları zaten biliyorum diyerek okula gitme isteksizliği gibi durumların yaşanması sorunların  ipuçlarını verebilir ve farklılaştırılmış bir eğitim ihtiyacını ortaya koyabilir.

Üstün Potansiyelli (Üstün Zekalı, Üstün Yetenekli) Çocukların Eğitimleri Aynı mı Olmalıdır?

 Dünyada ve ülkemizde “birlikte eğitim, zenginleştirme, gruplama, eğitime erken başlatma, sınıf atlatma  gibi” farklı eğitim metotları uygulanmaktadır.

Bu sorunun cevabını vermek için ise çocuğun zekasını oluşturan alt yetenek alanlarının hangisinde/hangilerinde akranlarından belirgin olarak farklılaştığının tespit edilerek uygun eğitim planlamasının yapılması gerekir.

Bugün ülkemizde de uygulanan WİSC IV / WCZÖ IV Testi ile çocuğun bu anlamda yetenek analizini görmek mümkündür.

Eğer çocuğun birçok yeteneği akranlarından pozitif yönde bütüncül olarak ayrışıyorsa bu çocuk için öngörülecek eğitim ile bir ya da birkaç alanda, yeteneksel olarak ayrışan (sanatta, müzikte, resimde vb.)çocuğa verilecek eğitimin de farklı olması gerekmektedir. Bilim Sanat Merkezlerinde de  öğrenciler “genel zihinsel yetenek alanı, görsel sanatlar yetenek alanı ve müzik yetenek alanındaki” başarısına göre  eğitim almakta verilen destek eğitimleri ile bir grup öğrencinin  eğitim ihtiyaçları karşılanmaya çalışılmaktadır. Ancak bu çocukların  örgün eğitim içerisinde de anlaşılmaya ve düzeylerine uygun eğitim almaya ihtiyaçları vardır.

Okul bir çocuğun ve de ailesinin hayatında çok önemli yer tutar, buradan alınacak müspet ya da menfi geri bildirimler ailede de, çocuğun kişilik gelişiminde de önemli izler bırakır.                               

İster genel yetenek isterse özel yetenek alanlarında akranlarından üstün ve önünde gelişim gösteren bu çocuklar uygun eğitim alamadıklarında öncelikle duygu durumları, sosyal ilişkileri, kendilik algıları ve gelecek planları yara almaktadır. Sağlıklı bir şekilde kendini gerçekleştiremeyen, fiziksel, sosyal-duygusal ve eğitimsel ihtiyaçları giderilmeyen bu çocukların ülke geleceğini şekillendirmelerini beklemek hayal kırıklığı yaratabilir.   

Son yıllarda gerek devlet tarafından  gerekse özel kurum ve kişilerce  bu çocukların tespiti-tanılanması, destek ve örgün eğitimlerine yönelik  yapılan çalışmalar sevindirici niteliktedir. Ancak kat edilecek hala çok yol olduğu kanısındayım. Bu çocuklarla yolu kesişen, sahada çalışan akademisyen, uzman, eğitimci  tüm paydaşların birbirine yakın bir dili benimsemesi  ve ortak çalışmalar yürütmesi ülke geleceği açısından önemlidir. Hala bir çok uzman ya da eğitimci çocuğun tespiti için 6 yaşın beklenmesini önerirken,6 yaşa kadar çocuğun bu durumunun  anlaşılmamasının, göz ardı edilmesinin önce çocuğa sonra aileye ve sonra da topluma nasıl zarar vereceğinin iyi düşünülmesi gerekir.1 yaş için bile erken demeden aile eğitimleri ile işe başlanmalı ve yıllar içerisinde yeteneklerinin  yönü izlenerek gelişimsel ve de  eğitimsel ihtiyaçları giderilmelidir.

 

Her çocuk özeldir, doğuştan getirdiği genetik potansiyelini uygun çevre koşulları içerisinde etkileşime girerek kendini üst düzeyde gerçekleştirme hakkına sahiptir. Bunun da erken çocukluk yıllarından itibaren şekillenmeye başladığını hepimiz biliyoruz.  Bizler bu çocukların nasıl ve ne şekilde eğitim göreceğine  onları yakından tanıyarak ve eğitimsel ihtiyaçlarını analiz ederek (bizim klasik doğrularımızı şablon olarak koyup uymayanları, sorunlu ya da  yok saymadan)  belirlenmesi ile mümkün olabileceği kanaatindeyim.

                                                                                                          Atiye Koç

                                                                                              Uzm. Klinik Psikolog

                                                                                             Çocuk & Aile Terapisti

Copyright © 2012 Atiye Koc